Eli Eli Lema Şevaktani*
"Ben çarmıhtaki İsa değilim ki babama seslenebileyim."
İnsanlardan kaçtığım için sağlıksız yataklarda uyuyorum. Belimde bir sızıyla kalkıyorum her sabah. Yüreğimdeki sızı belime inmiş diye düşünüyorum. Bedenimdeki bütün sızılar senden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Üstelik çarmıhtaki İsa da değilim.
Hatırlıyor musun? Beni yarı uyurken bıraktığını. “Ben çıkıyorum,” demiştin. Duymazlıktan geldiğim en ağır cümleydi. Uyumaya devam ettim. Gecenin köründe değil, günün başlangıcında... O sabahtan beri günlerim şaştı.
Keşke beni gece bıraksaydın diye düşündüm. Gecenin en karanlık vaktinde bıraksaydın da günlerim gece olmasıydı. Elimden geceleri seni arama özgürlüğünü aldın. Hiç sorgulamadan bağrıma bastığım, hayatın kaçınılmaz gerçekleri olarak kabul ettiğim doğruları yıktın. “Babaların gündüzleri gitmesi bana öğretilmedi!” diye haykırmak geldi içimden, kelimeler ağzımdan dökülmedi.
Ben çarmıhtaki İsa değilim ki bu acıyı taşıyayım. Yorgan döşek yattım aylarca, hiç ama hiç çıkmak istemedim odamdan. Perdeler, camlar açılmasın istedim. Işığı yakan insanlara öfkeyle homurdandım. İnanır mısın, bana gündüzü hatırlattığı için telefon ve bilgisayar ekranlarından kaçtım.
Hiç konuşmadım baba! Aylarca tek kelime çıkmadı ağzımdan. Görsen “Oğlum yapma,” derdin. Ama konuşursam cevapsız bıraktığım cümlene karşılık vereceğim diye korktum. Dünyanın en sıradan, en anlamsız, en olağan cümlesi karşısında tir tir titriyordum. Ben çarmıhtaki İsa değilim ki babama seslenebileyim.
Sonra kapıdan bir kadın girdi, galiba yüz yaşındaydı, Gabriel Garcia Marquez’in romanlardan fırlamış gibiydi. Ona bir sandalye verdiler, kadın güçlükle oturdu. Çaktırmadan arkamı dönüp baktım. Gülümsüyordu. Sandalyeye oturabildiği için mutlu olan biri var karşımda diye düşündüm. Küçük bir çocukla ona Kur’an yolladılar. Baş ucumda oturup dualar okudu. Beni de senin yanına gömüyorlar sandım.
Ardından kitabını kapattı kadın, yüz yıllık nefesiyle havaya üfledi; kuru, lekeli elini alnıma koydu ve şöyle dedi: “Kalk yavrum, insan aklını bir anda kaybedermiş.” “Hayır,” dedim ona. “İnsan aklını bir anda kaybetmiyor. Yavaş yavaş deliriyor.”
Dualara kandığımdan değil, konuşmaya cesaret ettiğimden kalktım. Yoksa çarmıhtaki İsa değilim ki…
Öğleyin on ikiden üçe kadar bütün ülkenin üzerine karanlık çöktü. Saat üçe doğru İsa yüksek sesle, “Eli, Eli, lema şevaktani?” yani, “Tanrım, Tanrım, beni neden terk ettin?” diye bağırdı. (Matta 27:45-46)





👏Harika
Çok beğendim.